20 Temmuz 2015 Pazartesi

Orjinal Adı : 엄마를 부탁해
yazar : Kyung-Sook Shin
Çeviri : Belgin Selen Haktanır Us
Orjinal Dili : Korece
Basım : 2008 – Türkçe Basım 2011
Yayınevi : Doğan Kitap
     "Herkes ablanın karına bir görümce gibi değil, bir kaynana gibi davrandığını bilirdi. Hem de herkes. Ablanda bunu duymaktan hiç hoşlanmazdı. Ailedeki en büyük kişi kendi olduğu için böyle davranması gerektiğini söylerdi. Hakikaten de sırf bu yüzden karına kötü davranmış olabilirdi."
      Kore edebiyatını tanımak için okuduğum kitaplar arasına bir yenisi daha eklendi. Kyung-sook Shin'in "Lütfen Anneme İyi Bak" kitabı… Okuduğum diğer iki kitap Kore edebiyatı hakkında olumsuz oluştursa da (aslındabir iki kitap okuyarak bir edebiyat hakkında fikir oluşturmak doğru olmasa da benim amacım Kore edebiyatından bazı kitaplar okuyup Kore edebiyatını tanımaktır. Kore edebiyatından kitaplar okuyunca Kore kültürü ve insanların yaşamı hakkında bilgi sahibi olursun.) bu kitap o düşünceleri biraz değiştirdi. Yazının başında yaptığım alıntıda da olduğu gibi bu kitaplarda ilk kez karşılaştığım üslup gördüm. Roman üçüncü bir kişinin ağzından anlatılıyor. Bu üçüncü kişi seni romandaki bireylerden birisi yapıp geçmişte yaşadıklarını sana hatırlatır gibi anlatır. Roman beş bölümden oluşmuştur. 2 bölüm diğer bölümlerin hepsinde bu üslup var. Bu bölümde sıradan 3. ağızdan bir kişi büyük oğlan Hyong-Çal'u merkeze alarak hikayeyi devam ettirir. 5 bölüm arasında aslında 4. bölümde de önemli bir değişiklik var. Bu bölümde de konuşan 3. kişi birden kaybolan anne oluveriyor. Roman boyunca hikaye konuşan (ya da hatırlatan diyelim) 3. kişi bir tek bu bölümde kaybolan anneye bürünüyor. Aşağıdaki alıntıda olduğu gibi hikayeyi anlatan kaybolan anne'nin ağzından anlatılıyor. Aslında burada Korelilerin inandığı bir inancın da etkisi var. Ölen kişilerin 49 gün boyunca bu dünya da gezindiği inancı… Burada insanın kafasına bir soru takılıyor. Diğer bölümlerde de olaylar aile bireylerine hatırlatır gibi anlatan kaybolan anneleri mi? 4. bölümde kaybolan anneleri olduğu açık olan kişi diğer bölümlerde kimliği o kadar net değildir.
"Birisi bahçe kapısını açıyor. Aa hala! Çocuklarımın halası , benimde ablamdır ama nedense sana hiç ''Abla'' diye hitap edemedim. Bir abladan ziyade kayınvalide gibiydin. Eve bakmaya geldiğini biliyorum , ama hem rüzgarlı hem de karlı. Eve kimsenin bakmadığını sanıyordum , ama burada olduğunu unutmuşum. Bir dakika , neden topallıyorsun? Halbuki hep canlı canlı yürüyordun. Galiba sen de yaşlanıyorsun. Aman dikkat et… Dışarıda kar yağıyor."
 Kitabın tanıtım kısmında denildiği gibi kitap anneliğe yazılmış eşsiz bir ağıt. Diğer pek anlaşılmayan annenin kaybolunca ailedeki her bireyin iç hesaplaşmalarıyla paha biçilmezliği anlaşılan annenin anneliğine yazılmış bir ağıt… Ve artık yaşamlarına anneleri olmadan devam edeceklerdi tıpkı büyük kız Çi-Han'un dediği gibi:
"İlkbaharın anne olmadan gelmek üzere olması inanılmazdı. Anneni bulabileceğine dair inancınsa yıkılmıştı. Annem kayıp olduğu halde , yaz gelecek , sonbahar olacak,sonra yine kış gelecek. Ve ben annemsiz bir dünyada yaşıyor olacağım."
 Anne Park So-Nyo'nun kaybolmasıyla başlar kitap. Ve biz So-Nyo'yu, çocuklarının onu kaybettikten sonra zihinlerinde canlanan anılarında ve özlemlerinde tanımaya başlıyoruz. Babanın da durumu farklı değildir. Onu sadece ev işlerini gören bir hizmetçi ve çocuklarının annesi olmadığını aynı zamanda kendisinin eşi, yoldaşı, hayat arkadaşı bütün zorlukları onun yerine omuzlamaya çalışan can yoldaşı olduğunu, o da çocukları gibi, onu yitirdiğinde anlamıştı.
"Seul istasyonundaki platformda onu gözden kaybetmeden önce sadece çacuklarının annesiydi. Tıpkı derinlere kök salmış, sebatkar ve kesilmediği ya da köklerinden sökülmediği sürece asla yerinden kımıldayamacak bir ağaç gibiydi. Daha doğrusu, onu bir daha görmeme ihtimali belirinceye kadar öyle düşünüyordun. Çocuklarının annesi kaybolduktan sonra, kaybolan kişinin karın olduğunu fark ettin. Elli senedir unuttuğun karın, ansızın yüreğine kök salmıştı. Ancak o kaybolduktan sonra sanki elini uzatsan ona dokunabilecekmişsin gibi hissetmeye başladın." -s.123-
Onu doğuştan beri anne olduğunu onu anne dışında bir kişilikte hayal edemeyen büyük kızı Çi-Hon annesinin bir zamanlar, bebek, çocuk ve genç bir kız olduğunu, bir gün eve gelen dayısına “kardeşim” diye bağırarak ona doğru koşması ile ilgili anıları hatırladığında farketmişti.
"Annen senin gözünde her zaman annendi. Onun da bir zamanlar ilk adımlarını attığını, üç, oniki ya da yirmi yaşında olduğunu hiç düşünmemiştin. Annen bildiğin annendi. Annen olarak dünyaya gelmişti. Dayının yanına heyecanla koştuğunu gördüğün ana dek, senin kardeşlerine karşı beslediğin hisleri onun da kendi kardeşlerine beslediğini fark etmemiştin. İşte, bu olaydan sonra onun da bir zamanlar çocuk olduğunu fark ettin. O günden sonra da anneni bazen bir çocuk, bir kız, genç bir kadın, yeni evli bir kadın ve seni dünyay getiren kadın olarak düşündün." -s.31-

Çocuklarının ve eşinin o kaybolduktan sonra onunla ilgili anılarını hatırlamalarıyla aile bireyleri ile birlikte biz de tanımaya başlıyoruz Park So-Nyo'yu. So-Nyo ile ilgili hiç bilinmeyen şeyler de öğreniliyor bu süreçde. Ve anneliğe yazılmış bu ağıt kendisine yaraşır bir sonla büyük kızı Çi-Hon tarafından sonlandırılıyor.

Kitabın bir karesi için olan çizgi film :


Bu da kitabın yazarından bir röportaj :

0 yorum:

Yorum Gönder