6 Eylül 2015 Pazar

İLK İZLERİN SAHİBİ OLMAK

    
       Pencerenin önünde oturup yağan karı izliyorum. Her yer bembeyaz olmuş. Yeşil elbiseleri çıkartmış olan ağaçlar da bembeyaz gelinliklerini giymişler. Kimbilir belki de bütün bunlar 21 Mart’ın provasıdır. Dışarıda bir grup kartopu oynuyorlar. Gözlerim onları izlerken zihnim raflardan çıkarttığı eski bir kaseti oynatmaya başladı.
Yine bugünkü gibi karın yağmış olduğu bir gündü. O sabah kalktığım da karın yağmış olduğunu görmüştüm. Annem bizi okula yetiştirmek için erken kaldırmıştı. (Daha doğrusu geç kalktığımız sabah namazından sonra uyumazdık) Ve o sabahda da kahvatıda kış boyunca diğer sabahlardaki gibi mercimek çorbası vardı. Annem çorbayı bize yetiştirmek için çorbayı sabah namazı ile beraber pişirmeye başlardı. Ders saat altı buçuk’da başladığı için bizim çok erken kalmamız gerekiyordu. Bu yüzden genellikle hafta içlerinden nefret ederdim. Gerçi bu son iki yıl değişmişti.
       İşte o günde sıcacık çorbaları içtikten sonra erkenden çıkmıştık kardeşimle. Sokaklarda kalıplaşmış deyimde söylendiği gibi in-cin top oynuyordu. Evlerin sokağa açılan kapılar tek-tük arılanıyordu ve onlar da bizim erkenden başlayan derslerine yetişmek için aralanan kapılardan çıkan öğrencilerdi. Ve bizler sokakların tek sakinleriydik o vakitlerde. Sokaklar ilk biz çocuklar ile canlanırlardı. Bende kardeşimle hiç dokunulmamış ve her yeri bembeyaz örtüye ilk kendi ayaklarımızın izlerini oluşturma gururuyla okula doğru giderdik. Sırf bu gururu yaşamak için evden daha erken çıkar ve özellikle ayak izlerinin bulunmadığı yerlerden yürürdük. Neil Armstrong Ay’da yürürken, o topraklarda insanlara ait ilk ayak izlerini oluşturken, yaşadığı gururla eşdeğerdi gururumuz. Çünkü o bembeyaz örtüdeki ilk ayak izleri de bize ait idi. Daha önce hiçbir insan ayak basmamıştı o bembeyaz örtüye tıpkı Armstrong’a kadar ki Ay toprakları gibi. Armstrong’a verilen şans bize her sene verilirdi. Işte bu yüzden erkenden çıkardık dışarıya. Kapısı aralanan ilk ev bizimki olmalıydı, o örtüye ilk iz bizim ayakların izi olmalıydı. Ve ilk biz oynamalıydık okulun bahçesindeki karla. Bundan dolayı karlı günlerde kendimizi öğlenci olan öğrencilere göre daha şansı hissederdik. Tabi eğer sabahçı isek… Bundan dolayı evden ne kadar da erken çıksak da bi önemi yoktu, Okulun bahçesindeki o karla ilk biz oynadıktan sonra. Gerçi ben pek kartaopu oynamazdım ama yine de o karın üstünde yürümek, ona dokunmak ve etrafındaki çocukları kartopu oynamasından keyif alırdım. Ama herşeyden önemlisi ilk kaşifler kafilesinde yer almaktı…
Şubat – 2015
Kayseri
Neil Armstrong ilk adımları atarken 

0 yorum:

Yorum Gönder